21/12/2008 · Kategori: Huzungah

DiNLe BeNi YüReĞiM…



DiNLe BeNi YüReĞiM…

Dinle beni yüreğim.. sadece ve sessizce dinle.. ve selam et yüreğim.. sevdaya, aşka dair ne varsa hepsine selam et…

Bir yalvarışla çıkmıştık yola biz.. bir haykırışla.. umutlarımızı anlatmıştık susayan gönüllere.. biz sevdanın esiriydik yüreğim.. biz aşk askeriydik…

Şimdi bir köşede bükükse boynumuz.. ağlıyorsak hala, incilmişsek yine, toparlanma zamanı yüreğim.. bu yolda acının adını “gül” koyduk biz.. zehirin adını “bal” koyduk biz.. itselerde, herkesi “dost” bildik biz.. bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz…

Dertlere siper olma zamanı, gönüllerde sevda olma zamanı.. yüreğim kışın bahar olma zamanı.. hadi bir umut yine.. kalkalım ayağa.. hadi silelim gözyaşlarımızı.. kimse görmesin bilmesin ağladığımızı.. dostumuz olan geceyi bekleyelim yüreğim.. ve de bizi yalnız bırakmayan yıldızlarımızı.. onları dost seçtik biz kendimize.. çünkü hem çok uzaktırlar, hemde çok yakındırlar.. ve de ışıklarıyla geceyi ne güzel aydınlatırlar.. örtsün yüreğim gece bütün yaralarımızı.. saklasın bizim gözyaşlarımızı.. elimizi kaldırdık ya semaya biz…

Unutma yüreğim, biz istedik aşık olmayı Rabbimizden.. biz istedik dertleri can-ı gönülden.. gelsin dedik.. sevginin fedakarlığı olacaktı elbet…

Yüreğim aşıklar için burası sadece bir gölgelikti.. yani o kadar kısaydı.. o yüzden aşıklar buraya hiç kıymet vermediler.. kimseyi incitmediler.. değmezdi ki zaten bir gölgelikti bura onlar için.. onların yurdu aşıklar diyarıydı.. ne kadar uzağız dimi yüreğim oraya.. gayret yüreğim.. gayret ve az sabret yüreğim.. kapı kapı dolaşma zamanı şimdi.. sevginin sahibini anlatmak için.. kovulsak ta anlatma zamanı yüreğim, aşkın sahibini tanıtmak için.. anlatalım haykıralım ve yanalım yüreğim.. nereye gidiyor bu insanlar diye.. ağlayalım yüreğim, ağlayalım.. bize sevgiyi öğretmişti Rabbim.. sevgiyi tanımamız için bize anne baba, eş dost göndermişti.. ama bunlar araçtı yüreğim.. basamak basamak Hakk’a ulaşmak için.. sevmekti yüreğim sadece onun için…

Hüzün mevsiminde dökülen yaprak gibiyiz.. savrulduk her yere.. kaybettik benliğimizi.. unuttuk nerden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi.. ve şimdi yüreğim.. hatırlama ve hatırlatma zamanı.. gözler sahtelikleri gördü hep.. eller sahteye uzandı hep.. kaç el yetim başını okşuyor yüreğim.. kaç el bir gözyaşı siliyor.. oysaki bu eller bize yüreklere dokunmak için verilmişti.. ve kaçımız şimdi gerçekleri görüyor.. kaçımız işine geleni görüyor.. oysa yüreğim, bu gözler hakkı görmek için verilmemişmiydi.. ve kaçımızın kulağında sevgi sözcükleri çınlıyor.. kaçımız iyi şeyler duyuyoruz.. oysa bunların hepsi bize bir duyguyu büsbütün yaşamak için verilmişti.. Aşk… işte ozaman göz onu görürdü, kulak onu duyardı, ayak ona varırdı, el ona uzanırdı…

Hasret yükünü sırtlayarak çok yollar aldık.. gözyaşlarımızı gönlümüze akıttık.. ve yüreğim senle beraber kanadık, acıtıldık, incitildik, itildik.. varsın yapsınlar yüreğim.. biz burda kalıcı değiliz.. varsın yapsınlar yüreğim biz lanet edici değiliz.. her şeyi gören, her şeyi görüyor yüreğim.. sen üzülme.. mahzun olma…

Umut hayalimiz olsun.. sevdamız sermayemiz olsun.. gözlerimiz ışığımız olsun.. sözümüz özümüz olsun.. halimiz aşkımız olsun.. benliğimiz Hakk esiri olsun.. güneşimiz rüyamız olsun.. ve bir gün öldüğümüzde adımız Aşık konsun…

Hep diyorum ve hep diyeceğim yüreğim; sanma aşk kolay değildir.. aşıklar diyarına varmak kolay değildir.. bedelde herşeyi ister.. aşıklar kendilerini düşünmezlerdi, kendileri yoktu ki.. zaten onlar hiç buraya ait olmadılar ki.. onların yaşadığı acıları yaşamadan bu yolda sana yol yok yüreğim.. yol yok…

Ve yüreğim yine gitme zamanı…

Halil Atik

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/11/2007 · Kategori: Huzungah

aRaLıK(t)a VeDa

Nisan ayında, gözlere bir resmigeçit heyecanı katan diri mevsime dair ne çok şiir ve deneme okudum. Eliot’tan ödünç aldıkları tanımlamayla nisana, ‘ayların en zalimi’ diyorlarsa da, iyimserlik yayıyorlardı.

Ve eylül...

Nisan’dan sonra deneme ve şiire en çok konu olan ay... Bütün düşlerin sarıdan kızıla kaçtığı bu ayda şairleri hüzün basar. Puslu şehirlere düşen yapraklarla birlikte gönüllerde hazan yaşanır.

Nisan ve eylül, yazılı metinlere renklerini taşıdıkları için şanslılar. Bir ay var ki, en azından bu iki ay kadar niye şanslı olmadığına hayıflanırım. Eskiyen yılın üzerine kapanan bir kapı olurken, aynı zamanda insanı yeni bir yılın da kapısına bırakan Aralık ayı için, niçin çok az şey yazıldığını hâlâ anlamış değilim.


Aralık, yeni satın aldıkları evin heyecanıyla sarhoş sahipleri tarafından alelacele terk edilen eski bir evin muamelesini görüyor. İnsan Aralık’ta yeni yılın kapısını aralamanın heyecanıyla o kadar meşgul ki, hangi ayda olduğunu bile hatırlamaz. Eprimiş bir paltoyu üzerinden sıyırır gibi Aralık'tan kurtulmak ister insan; yeni bir libasa hazırlanan bedenin heyecanı içinde onu bir köşeye bırakır.

Cenazesinde şenlikli bir kutlamayı vasiyet eden ölümcül bir hasta gibidir Aralık. Güle oynaya ve tatlı bir telaş içinde uğurlanıyor. Eskiyen yılın, kaç sayfa olacağını bilmediğimiz biyografimizden yırtılan bir sayfa olduğunu düşünmeden... Kopan sayfada yaşanan onca hatırayı unutarak ve takvimde görünüveren yeni yılın çizilmemiş beyaz sayfalarının karşımıza neyi çıkaracağını bilmeden...

‘Eski’den kopuş ile ‘yeni’yle buluşma arası bir yerde gibiyiz yılbaşında, ‘aralık’ta ara bir yerde... ‘Buharla sarmalanmış mahzun bir tren garı gibi yılbaşı...’ der Can Dündar. ‘Her Aralık sonunda o gara gidip bekliyorsunuz... Kimi zaman dönüşü olmayan bir yolcuyu uğurlamanın hüznü, kimi zaman hasretle beklenen bir dostu karşılamanın sevinciyle...’

Çocukluğumun Aralık sonlarını, şamatayla geçen yılbaşlarını düşünüyorum. Yeni bir yıla girmiş olmanın neşesi, biraz daha büyümüş olmanın gururu ve eskiyen yılın içine bırakılan çocuk yüzlü hatıralar geliyor aklıma...

Tabi geride kaldı o yılbaşılar!

Şimdilerde gözlerim, istasyona girmek üzere olan trende olmakla birlikte, istasyondan çıkış yapan trenin vagonlarına bıraktığım izleri düşünüyorum.

Sesimi, kokumu, gençliğimi, hatıralarımı...

Muzaffer Kale’nin şiirinde olduğu gibi:

Gürültüyle bir tren geçer insanın
Kırk yıllık uçurumlarının kenarından,
Boynumuzu raylara uzatır bakarız
Uzaklaşmakta olan gençliğimize..


Hüzün basıyor beni.

Yeni trenin de, bir süre sonra istasyondan çıkış yapacağını bilerek yaşıyorum Aralık sonlarını...

Ve şimdi bir kez daha Aralık ayının sonlarındayız...

Yine o puslu istasyon...

Uğurlamak üzere olduğumuz yılın son vagonunda, yorgun giysilerden sıyırdığımız bedenimizi, istasyona girmek üzere olan yeni yılın getireceği giysilere hazırlıyoruz.

Ömrümüzden bir yıl düşmek üzere...

Şair, ‘Vedalar, yitirdi anlamını / araya doldu, beyaz boşluklar’ diyor.

Vedalarımız şairinkine benzemesin!...

NiHaT DaĞLı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

13/11/2007 · Kategori: Huzungah

uZaKLaRıN ÇaĞRıSı


HüZüN ....
Nikotin tadında bir şey bu
Ve alışkanlık yapıyor.

Hüzne alışık gönüller daha dayanıklı
Bunu biliyorum.

Hayata hep gözyaşı penceresinden bakmak
Acıyı saklamak ve
Onu mukaddes bir emanet gibi
Taşımak asilce

“ardımda yangın sonrası bir şehir var...
yıkıntıların üstünde hala dumanların tüttüğü...
köşe başlarında yaralı ve gönlü yaralı insanların
dalıp dalıp gittiği,
sokak aralarında şaşkın kedilerin dolaştığı
yangın yeri bir şehir...
dönüp bakmıyorum
sırtımda alevlerin sıcaklığı hala
göz yaşı kaynağım kurumuş
gözyaşı yollarımda sararmış otlar...
gözlerim ufukta...
kaçıp giden rüzgarı,
yangını büyüten rüzgarı ve
geciken yağmuru arıyorum...”

hüzün...
acının çiçeği...

acı ve acılar,onlara esir olmak yerine
oynaşmayı tercih edenleri
bir heykeltıraş gibi biçimlendiriyor.
Acılarla oynaşmak...

Hüzün uzakların çağrısıdır...
Her gün yüzlerce,binlerce defa
Yollara düşerde düşünceleriniz,
Bedeniniz hapistir ve
Kaçıp kurtulamazsınız
Hüzün uzakların çağrısıdır....
Gidemezsiniz...
Hüzün kaçıp giden son trenin ardından
Bakakalmaktır gece yarıları garlarda...
Hüzün üşümektir
Gecenin bir vakti sizi almak için çırpınan
Karanlık dalgalara ve
Şehir ışıklarıyla oynaşan
Yakamozlara cevapsız kalırken
Hüzün ağlayamamaktır...
Ağlamak için çırpınırken
Ağlayamamaktır...

Hüzün aşk satmaktır duvarlara
Hüzün aşkta boğulmaktır ve
Kimsenin anlamamasıdır feryatlarınızı
Hüzün içten içe yanarken
Üşümek ve ürpermektir...

Hüzün yalnızlıktır
Yalnızlıksa soylu bir duygudur
Kristal kadehle size sunulmuş
Ve alışkanlık yapar...



Hüzün uzaklara ait olup
Yakınlara hapsolmaktır...

 


MuRaT BaŞaRaN

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

6/11/2007 · Kategori: Huzungah

HüZN-ü HaZaN..

 

HüZN-ü HaZaN..


“Zaman Gül’dür; Gül'ü böldüm
Yeşil gülü: semerat’ül fuad
Yürüdüm aşklara doğru
Hüzün geldi: benat suad
dedi,gömün
Beni örtün beni örtün”

Bak yıldızımız yanıp yanıp sönüyor, gel gel ediyor. Böyle olmamış bilmem kaç milyon yıldan beri ve bilmem kaç milyon yıl kere de olmazmış. Fark eder mi sen söyle bana. Ben böyle acılar içinde yanarken ve gözlerin duru bir su gibi pırıl pırılken içimde. Ne güldürebilir beni. Zımparalanmış, kanamış yüreğimi, sağaltacak merhem, neredeymiş. Neredeymiş, hüznümün ilacı.

Bak, çığlık çığlığa martılar gülüm, çığlık çığlığa yaşam. İşporta tezgahlarda yaşamı doğruyorlar. Yaşamı pazarlıyorlar, alenen ve çığlık çığlığa. Yaşamı içiyorlar kana kana, soluk soluğa. Oysa ben, her hazan; boş bir namlu gibi paslı ve eski. Antika bir ayna gibi kırık dökük, unutulmuş şarkılar gibi bölük pörçük.

Emanet bir sözdür taşıyıp durduğum dilimin ucunda. Ödünç bir ileniştir sevdam; yarım yamalak, paramparça. Geçmiş gitmiş, yaşanmış bitmiş bir gün gibi, puslu, bulanık, belli belirsiz. Bölüşülmemiş, çoğalmamış, kuru bir ekmek gibi öylece kalakalmış.

Sonbahar, ah sen ne uğursuzmuşsun meğer. Meğer sen sarı yapraklarla beraber ömrümüzün sayfalarını sürüklerken derbeder, bizi de sürüklermişsin, birer ikişer. Meğer ne çok sessiz gemi kalkarmış bu limandan. Meğer ne kadar uzağa gidermiş bütün gemiler.

Her hazan ben, göçmen bir kuş gibi mütereddit ve tedirgin. Her hazan ben, bir dal gibi kurumuş ve yapayalnız. Her hazan ben, üşümüş ve buğulu.

Bu şehrin ışıkları şimdi davetkar göz kırpsa da biliyorum. Şimdi yağmur kokan loş sokaklar, arada bir dönüp ihtiyatlı bir bakış fırlatan sakin kediler söylemese de biliyorum. Biliyorum dönmeyecek.
Biliyorum, şimdi hüzn-ü hazandır...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

6/11/2007 · Kategori: Huzungah

SoNBaHaR

Meçhullerin içinde kaybolup gidiyoruz sadece... Yeter ki, izlerin olsun bir yerlerde... Hatıraları süsleyen bir güzel edâ... Çoğu yerde yapıp gönderdiklerinden mesûldür ya insan... Bir tuhaf tedirginlik sarar her yanınızı... İçiniz üşür ayazda kalmışçasına... Neler bıraktım dimağlarda ve neler getirdim ardım sıra...

Kabirden kalkmışçasına zor bir hesaplaşmadır bu... Yürek burkulur!.. Ufku dolduran yaşlar sizdendir. Yağan yağmurlar bir müddet sizden bilinir. Bahçeden çağrılır evlerine bir bir çocuklar... Salıncaklar boşalır... Sokaklar tenhalaşıverir... Yol boyu uzanır gidersiniz. Eylül sizinle daha bir erken başlamıştır bu yıl...

" Yapraklar bari benimle sararmasın!.. "
derken... Ayağınızın altından gelen bir çıtırtı:

"-Artık her şey için çok geç!.." diyecektir...

Güz yangını bir yürek yangınına denk düşer hep, nedense? Nedense yollar o an tıkanır gibi olur hep... Boğazınıza düğümlenen ne varsa, hep bir hıçkırığı büyütür koynunda... Ve ardından düşer sağanak halinde gelen yağmurlar toprağa... Issızlaşsa da yüreğiniz... Sonbahardır bu!...

Delicedir çoğu zaman... Kimi yağacak, kimi esip gürleyecek... Kimi ışıl ışıl bir güneş pencerenize tebessüm edecek!.. Rüzgar oturduğunuz banka uğrarken, altın rengi yapraklarını hediye edecek avuçlarınıza...Ve her şeye rağmen sevecek... Tıpkı sizin gibi... Tıpkı hepimiz gibi...

Sonbahar biz gibi, sonbahar yine bizim gibi... Her yıl daha bir yıpransa da solgun çehresi... Aldırmaz... Tebessümünü hiç eksiltmez... Bu yüzden âşinâdır. Hüznü ve sürûru hiç bu kadar ince motiflerde seyretmemişsinizdir. Bakın işte!.. Daima yepyeni taptaze... Rengarenk değilse de yalın... Sapsarı şımarık bir kız çocuğu işte...Tam sevecekken nazlı bir bakışla süzülüp gidecek yanıbaşınızdan...

Dokunmakla dokunmamak, sevmekle sevmemek, kalmakla kaçıp gitmek arasında a'rafta, bir de bakmışsınız hüznün kıyısında bırakıvermiştir sizi... Hüznün kıyısında, kendinize uzanan yolun devâsâ kordonunda...

Diğer adıyla hazandır o... Harflerin coğrafyasında hüzünle en ziyâde buluşandır. Hasret ateşine taşınan sulara, sûretimizi en güzel düşüren bir billur kâse... Kızıllaşan göklerinde kavurup, karın sâfiyetine en samimi niyazlarla ulaştırandır o... Bir arınma, paslanan sûret aynamızı tekrar elimize emânet eden bir tanınma, yüzleşme ânıdır sonbahar...

Ne diyelim... Hüzün, hazana gâlip... Hazan, hüzün dergâhına her dem tâlip... Yunusca bir boyun eğişin fısıltılarını taşır, dallara ulaşan rüzgar... Hazan bir deli çocuk değil midir zaten?! Ondan âlâ derviş mi olur?!

Ve nihayet...

Bir beyaz rahmet gelir, sarıp sarmalar kâinâtı.. Bir bebek mâsumiyetiyle bulut bulut bakar semâ... Hazan, "Hu"ya kavuşur, hüznün kucağında...

Sonbahar, hüzün yanımız... Sonbaharla hüzün dolu her yanımız...
Sonbahar yağan yağmurlara karışık duâmız...

Sonbahar, seferdir; çoğu kez adını arayan yüreklere...

Arnavut kaldırımlarında çoğalan adımlarımıza yoldaş... Sessizce kulağımıza sırlar fısıldayan İstanbul'un diğer adıdır... Sonbahar!..

Hayatta her şey aynadır, ya yüreğimize... Hiçbir şey içimizin yankısı değildir, sonbahar kadar...

Kızkulesi seslenir sahil boylarında buldukça yüreğinizi!..


" -Kendini nerede bulacaksın? " diye sorunca... Sil gözlerini ve tebessüm et!..
Nebevî rüzgar, sonbaharın hüznündedir... Ben sonbaharım, ben sonbahardayım!.." de!..

Ve martı sesleri çoğaldıkça ardından, sessizce yürüyüp geç adımlarını dinleyen kaldırımlardan....

Sonbahar... Hüzün yanımız... Sonbaharla hüzün dolu her yanımız..

 

aLıNTı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!