26/11/2007 · Kategori: Vesaire

GeNÇ...

*Genç tutkularının kölesidir , istekleri aşırıdır en küçük engele katlanamaz; çünkü hayatı tanımamaktadır.

*Genç yüksek hayaller ve amaçlara sahiptir, çünkü hayatın tokadını yememiştir.

*Genç gurura ve başarıya paradan daha çok önem verir, çünkü paraya ihtiyacı olmamıştır.

*Genç eli açık ve iyilikseverdir, çünkü kötülükleri tanımamıştır.

*Genç çabuk güvenir ve bağlanır, çünkü aldatılmamıştır.

*Hz.Peygamberin (s.a.s) gençlik çağına "Deliliğin bir şubesidir" dediğini unutmayalım.

NeVZaT TaRHaN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/11/2007 · Kategori: Vesaire

üZüLMe ! ALLaH BiZiMLe BeRaBeRDiR

Asırlar öncesinden, hicretin en can alıcı noktasında, sevr mağarasından tüm insanlığa bir teselli mesajı yükseldi : "Üzülme, Allah bizimle beraberdir."

Pekiyi, sadece Hz. Ebu Bekir’e miydi bu teselli?.. Sadece müşriklerin şerrinden sığınmaya mıydı?..

Hayatın, imtihan ekseninde, bazı kırılma noktalarında vardır.. Bu noktalarda, sonsuz bir kudrete dayanma arzusu, zirveye çıkar.. Sebepler sükût ettiğinde, çaresizlik tüm çareleri tükettiğinde, artık O’ndan (c.c.) başka hiçbir yardımcının kalmadığını hissettiğinde, bu teselli, rahmetin kucağına sevkin başlangıcı olur..

İşte hicret sahnelerinden birinde ve en birincisinde, Allah (c.c.) tam emniyet ve tevekkül ile kendisini, Kendine emanet edene, yardımını nasıl yetiştiriyordu, eskimeyen levhalardan bir kez daha izleyelim..

En güzel’in (s.a.v.) hayatı, hayata da en güzel örnekti.. Çünkü Alemlerin Rabbi, O’nu alemlere rahmet göndermişti.. Hayat seyrinde, itaatten ibadete, ahlaktan tevekküle her şeyde “zirve” olduğu gibi, Rahmetin de tecessüm etmiş bir timsali olan Efendimiz (s.a.v.), sebeplerin sükûta yaklaştığı son noktada, sadık dostuna işte böyle teselli vermişti..


Eğilseler ayaklarını görecekleri kadar yaklaşan müşrikleri gören Ebu Bekir (r.a.) Kâinatın efendisine zarar verirler endişesi ile :

"-Yâ Resûlallah!" dedi. "-Beni öldürseler de gam çekmem. Ben nihâyet bir ferdim. Amma, Allah göstermesin, sana bir zarar ve ziyan eriştirecek olurlarsa bu, bütün ümmetin helâkine sebep olur."

Rasulullah endişesiz ve mütebessimdi.. Çünkü öyle birine inanmış güvenmişti ki, O (C.C.) kendisini bırakmazdı.. Asılardır, hassas kulaklarda ve kalblerde yankı bulan şu cümle ile teselli verdi son peygamber arkadaşına:

"Üzülme, Allah bizimle beraberdir."

Hz. Ebû Bekir:

"-Yâ Resûlallah" dedi. "-Onlardan birisi eğilip de ayaklarının dibinden bir bakıverse, bizi görür."

İki cihanın mefhari olan Efendimiz, yine emîn ve tam tevekkül ile şunları demişti:

"-Yâ Ebâ Bekir, iki kişinin üçüncüsü Allah olursa, sen âkibetin ne olacağını zannediyorsun? Yakalanacağımızı mı sanırsın?"

Allah’a tam tevekkül edene yardım, işte böyle yetişiyordu.. Hem hiç umulmadık yardımcılarla…

Müşriklerin rehber olarak yanlarına aldıkları iz sürücü, kavminin en iyisiydi.. Adeta havadaki kokudan iz sürebiliyordu..

O kadar eminler ki kendilerinden; bu sefer yakalayacaklar ve başına büyük ödül konulan Allah rasulünü öldüreceklerdi.. Ama unuttukları bir şey vardı.. O’nun (s.a.v.) öyle bir gözeteni, koruyanı vardı ki; O’nu (s.a.v.) en güçsüz bir örümceğin ağı ile kibirli o müşriklerin gözlerinden ve şerrinden muhafaza edebilirdi ve etti..

İz sürücü kendinden emindi : “-İşte buradalar” dedi.. Fahr-i Kâinat Efendimizle Sıddık-ı Ekber, konuşulanları duyuyorlardı.

Ve ezelde vazife almış nöbetçiler işbaşındaydı.. İki yabani güvercin, bir de örümcek..

Mağaranın dibine kadar giden o müşrik, bu nöbetçilere takılmış ve geri dönmüştü :


 

"Mağaranın ağzında iki yabanî güvercinin yuva kurduğunu gördüm. Orada olduklarına asla ihtimal vermem"
demişti.

Azılı müşrik Ümeyye bin Halef ise, arkadaşlarına hiddetli hiddetli şöyle seslenmişti:

"Hâlâ mağaranın orada ne dolaşıp duruyorsunuz. Orada örümceğin ağ bağladığını görmüyor musunuz? Vallahi ben, bu ağın Muhammed doğmadan önce gerilmiş olduğu kanaâtındayım."


 

Hak; batıla bir kez daha üstün gelmişti.. Ve Cenâb-ı Hak, nöbetçi tayin ettiği bir örümcek ve iki yabanî güvercin ile Sevgili Resûlünü bütün Kureyş'e karşı korumuş oluyordu.

Kul tam emniyetle Rabbine teslim olsun da, Rabbi onu rahmeti ile kuşatıp, koruması altına almasın, mümkün müydü bu?.. Tüm dizginler elinde bulunan Allah (c.c.), “Rabbim benimle beraber; beni görüyor, biliyor” teslimiyetine kayıtsız kalır mıydı hiç?.. Elbette kalmazdı, kalmadı ve kalmayacak da…

İmtihan dünyasının senaryolarında bazen, “sıkıntılar” başrol oynar.. Hakîm ve Rahîm olan Rabb, hikmeti ve rahmeti ile vazifelendirir, musibeti.. Değil mi ki, başımıza her ne gelse O’ndan (c..c) gelir.. Bu noktada “Bela vereni” bulana, bela; rahmetin kâşifidir.. Günah kirlerini, ateşe bırakmak istemeyen, rahmeti ile bu dünyada, geçici sıkıntılarla kulunu temizlemek isteyen Allah (c.c.) bununla, kuluna yakınlığını hissettirir..

Kendisine kendinden daha yakın; kendinden daha şefkatli olanı bulan, daha neyi arar ki?.

Madem bizimle beraberdir Allah (c.c.), o zaman telaşa gerek yok.. Her musibette, her çaresizlikte, ümmetinin derdi ile dertlenen Allah rasulü, şefkati ile başımızı okşar, ve fısıldar kulağımıza :
“Korkma, üzülme, Allah seninle beraberdir!”

 

 

La TaHZeN !  iNNaLLaHe MeaNe..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/11/2007 · Kategori: Vesaire

iNSaN oKuMaK ZoRuNDaDıR..!

HeKiMoĞLu iSMaiL

 

 

Diyorlar ki, “Bizim okumaya vaktimiz yok. İş, güç, çoluk, çocuk...” İnsan mazeret üreten bir varlıktır. Mazeretler ebedi saadetin yoluna dikilmiş manialardır.


Bir gün 24 saat. 8 saat dinlenelim, uyuyalım. 8 saat çalışalım. Geriye yine bir 8 saat kalıyor. Görüyorsunuz, aslında bir gün her şeye yetiyor. İnsan insanın rahmanı, insan insanın şeytanıdır. Aynanın arkasından bakarsak hiçbir şey göremeyiz. Aynayı çevirirsek aynada bir dünya görürüz. Gözünü kapatan, kendini karanlığa mahkum eder. Nasıl ki midemiz için çeşit çeşit gıdalar alıyorsak, beynimiz için de okumalıyız. Ekmek midemizi, kitap beynimizi doyurur. Peki, beynimiz neyin midesi? Ruhumuzun...



İslamiyet öyle büyük bir din ki, İslam tarihi cilt cilt dizilmiş, kütüphanede duruyor. Ama bizim okumaya vaktimiz yok(!) Kitap okumaya vaktimiz yok, diyenlerin iyi insanları ziyaret etmeye de mi vakitleri yok? Güzel şeyler düşünüp, tefekkür etmeye de mi vakitleri yok? Televizyona ayıracak zaman var da, kitap okumaya mı vakit yok?



Kitap okumaya vakit ayırmayanlar, bilgisizliğin karanlık dünyasında deli gibi dolaşırlar. Okumayan insanın hayatında kara noktalar belirir.

Canım sıkıldığı zaman kütüphanemin karşısına geçer kitaplara dikkatlice bakar, bir tanesini elime alır onunla meşgul olurum. Kahvede oturmaktansa kitap karıştırmak daha iyi değil mi? Peygamberimize (sas) gelen ilk vahiy, “Oku! Seni yaratan Rabb’inin adıyla oku!” diye başlar. Böylece Kur’an, neyi, nasıl okuyacağımızı bize anlatıyor. Okuduğumuz kitapta İslamiyet’in izlerini bulmalıyız. Okuduğumuz kitap Kur’an’a ayna olmalı, perde olmamalı. Kur’an-ı Kerim bir bahçe gibidir. İnsan elinin yetiştiği kadar meyvesini toplar. Kitaplar da böyledir.

Biz çok yemekler yedik bugüne kadar. O yemekler nerede? Yok. Ama biz yaşıyoruz. Çok şeyler okuduk. O bilgiler nerede? Yok. Yemekler enerjiye, kitaplar kültüre dönüştü.



Dünya müspet ilme yöneldi. Yani ispat edilen ilme. Böylece insanlar bir noktaya bağlı değil de, ispat edilen bilgilere bağlı oldular. Okul ders kitapları ispat edilen bilgilerle dolu. Ve dediler ki: “Kur’an’daki bilgiler ispat edilemez.” Keşifler ve icatlar ayetlerin daha iyi anlaşılmasında önemli rol oynadı. Görüldü ki dünya yaşlandıkça Kur’an gençleşiyor. Kur’an, her asrın, her insanın, her ilim adamının ve her bilgisizin ihtiyacına cevap vermiştir. Kur’an insanlar için, insanlar Kur’an içindir.

Her kitap okunur mu? İnsan beyni bilgi üretebilir, bilgi toplayabilir, topladığı bilgilerle sentez yapabilir. Yani insan, sonsuz sayıda bilgi ortaya çıkarabilir. Bu bilgilerden hangisi doğru, hangisi yanlış? Bu durumda kitaptaki bilgiler Kur’an’ın mihengine vurulmalı.



Hayvanlar neden okumaz? Çünkü hayvanlar okumasını bilmez. Her evin mutfağı olduğu gibi, her evin kütüphanesi de olmalı. Sigara içene kadar, bir gazeteye, dergiye abone olunabilir. Baktım insanlar paket paket sigara yakıp, dumanına bakıyorlar. Ben de “Sigara parasını kitaba vereceğim.” dedim. Kütüphanemi böyle kurdum. Kütüphanesi olanla olmayanın durumu, kafesteki kuşla, özgürce uçan kuşa benzer. Kafesteki kuş, birileri bir şeyler verirse yer, serbest olan kuş dünyaları dolaşır.



İlim bir saraydır. O saraya girsek görürüz ki, köşk içinde köşk var.

Ya bil, ya öğren, ya alimleri sev. Bu hallerin dışında kalmak insanı perişan eder.



Allah kimseyi kitapsız bırakmasın...



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!