19/11/2008 · Kategori: ask-i mecazi

aŞK DeDiĞiN üÇ HaRF, BeŞ NoKTa…



aŞK DeDiĞiN üÇ HaRF, BeŞ NoKTa…

Aşk dediğin elif gibi olmalı, dümdüz, dosdoğru…
Aşk dediğin şın gibi olmalı, şeksiz, şüphesiz ve üç noktası özü, sözü, gözü anlatmalı…
Aşk dediğin kaf gibi olmalı, kaf dağı gibi ulaşılmaz erişilmez olmalı, iki zirvesi iki nokta gibi göğe uzanmalı, biri can biri canan olmalı… Hem kaf aşkın kalbidir onu çıkarınca gariye aş kalır mide kalır…
Aşk gönül işidir; gıdası cananın tebessümü, bir tatlı sözüdür…
Alemin var olma sebebi Aşk’tır, dünya Aşk ile döner, güneş her sabah Aşk’a gülümser, yıldızlar kara gecede Aşk’ı aydınlatır, yağmur bile Aşk’ı yeşertmek için yağar aleme…
Gülün nazı, bülbülün niyazı hep Aşk içindir…
Şairlerin yazdığı, ressamların çizdiği hep Aşk değil midir?
“… Aşk sözcüğü zaten sözlükte sarmaşık demekmiş. Bir sarmaşık çınarları servileri nasıl sarmalarsa Aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş; sonunda dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş… ”
“ … sevmenin tabakaları muhabbet, Aşk ve dert olmak üzere üç derecedir;
- muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse kaydında değildir,
- Aşk odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse mahzundur,
- dert odur ki; mahbubunu görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur… ”
Aşk hüznün dostudur, hasretin yoldaşı… Gurbettir hep aşkın mekanı… Hep biri ister, biri gözler, birden başkası düşmanıdır aşkın…
Aşkın tek gıdası, ekmeği, aşı, aşığın gözyaşıdır. Aşkın bayramı maşuğun bir tek tebessümüdür…
Aşk; görebilmektir, binlerce kişi içinde onu görebilmek, ama bazen de görmezden gelebilmektir.
Aşk dua etmektir; “Yarabbi ona da benim sevgimi ver” gibi dualar aşığın duası değildir, çünkü aşkta karşılık beklemek yoktur. Aşığın duası her an “Yarabbi onun hakkında hep en hayrlısını nasip et, ona gelecek dertler, üzüntüler bana gelsin” diyebilmektir. Ya da “Ben öleyim o kalsın, ben ağlayayım o gülsün” …
Ama en önemlisi Hz.Ebubekir’in duası gibi dua etmektir. Hani diyor ya “Yarabbi benim vücudumu o kadar büyüt ki cehennemde benden başka kimseye yer kalmasın.” İşte Aşık en azından diyebilmeli ki “Yarabbi benim vücudumu iki kişilik yap eğer onun cezası varsa onun yerine de ben yanayım, yer kalmasın cehennemde o dışarda kalsın.”
Hatırlamak; unutanlara has bir özellktir. Aşk dediğin unutmak tükenmektir diye bilip hiç unutmamaktır…
Aşk; herşeyi, her anı, her zamanı, her mekanı O ve diğerleri diye ayırmaktır. Onsuz bir geçmişi buruşturup çöpe atabilmek, onsuz bir geleceği hayal bile etmemektir.
Aşk, Nazdır. Tüm sevdaların olmazsa olmazı naz.. Türk’ün ta Türkistan’dan çıkıp geldiği, İstanbul’un Fatih’e ettiği naz… Naz anlayana niyazdır. Bilesin!
Aşk en çok da haddini bilmektir…
Ve aşk susmayı bilmektir, susabilmektir…
Aşk dediğin…
Neyse…

Mustafa Türkarslan

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2/11/2008 · Kategori: ask-i mecazi

aŞK SaDeCe SeNDe MeCNuN eYLeDi BeNi!

 
aŞK SaDeCe SeNDe MeCNuN eYLeDi BeNi!

Aşka adanan mevsimleri kalbinde sûr eyleyen zemheri bir çığlıktı senin adın.

Yağmurlar taşırdın gök mavisi umutların terkettiği şehirlere. Her şehir adına adanan bir destanın ayak sesiydi. Geceleri bu yüzden sen kokardı her şehir. Ve ben tüm şehirlere inat şehirsizliği seçtim seni sevmenin şehrinde.

Ey menekşe kurusu hayallerini suya vuran aksinde yitiren sevdam!
Ey aşk iklimini kalbindeki hüzün mevsimine kurban eyleyen kavgam!

Gökyüzü bilmişken ben seni. Toprağa düşen ne kadar yağmur tanesi varsa hepsini sana râm eylemenin niyazıdır bu ağıt.

Her ağıt kendi sesleminde taşır sürûrunu. Ve ben sükûnete muteber kıldım sana mecz eylediğim ne kadar harfim saklıysa gecenin rahlesinde. Bu ağıt, ellerimde büyüttüğüm yıldızlarla ismine şerhettiğim bir parantez ol diyedir sevda şerhime. Bir sözdür bu sana, ilelebet göğsümde muskalanan. Söz ki Nûn'a değer Elif olmaya meylederken kalbim. Anlasana sevdegâhım. Sende cüzlensin istiyorum yüzünün ayetlerinde huzur sûrelerine mâtuf olan aşk.

Veyl ve aşk adına
Zeyl ve kan adına
Gece ve düş adına
Ateş ve kül adına

Huruf makamının esrârına mahkum kalıyor işte dil-i efgânım. Oysa sana seslenmek isterdim zemheri aylarında. Sen ol diye haykırmak isterdim; güneşin ellerime değen parıltısının üstündeki hülya.

Sen ki; mesrûr gecelerin mahremiyetine musâddık eylediğim rüyaların menekşelerce yorumlanan nağmesisin içimde.

Bir kelebek kanadında sakladığım hayatın; yusufçuk kuşlarının rehberliği eşliğinde kalbime vehmettiğim tercümesisin.

Ayaz ve kar adına
Duman ve is adına
Hazan ve yas adına
Allah ve ins adına

Kör gecelerin esaretiydi beni sana kalbeyleyen. Yusuf'un düştüğü kuyuydu belki de lâmekan gönlümün sende bulduğu. Her Züleyha yırttığı gömlekte taşır aşkının değerini bilirim. Ben bu yüzden yağmurdan bir libas giyindim üzerime. Ki gözyaşlarınla yırtasın diye haya perdemi.

Ferhat ve Şirin adına
Kerem ve Aslı adına
Leyla ve Mecnun adına
Muhammed ve Hatice adına

Ey çöl yalımı saçlarında hüznün şarkısını mırıldanan kulbe-i âhzân'ım!
Ey karanfil yanığı gözlerinde aşkın cilbâbını kuşanan sûret-i efkârım!

Aşk Sadece Sende Mecnun Eyledi Beni!

iBRaHiM  SâKi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/10/2008 · Kategori: ask-i mecazi

BeN BöYLe SeViYoRuM aŞKı...

BeN BöYLe SeViYoRuM aŞKı...


Biliyorum…
Yüzlerce kez böyle başladım anlatmaya…
“Geceydi…
Ve yağmur yağıyordu…”
Çünkü ben hep aşıktım…


Bilesin diye…
Bıkıp usanmadan…
Anlatıyorum işte…
Çünkü sen, seni koruyan çatının altında ve benden habersiz…
Belki geceden ve yağmurdan bile…
Her şeyden habersiz…
Kimbilir ne yapıyorsun?
Ve ne yapıyordun?


Geceydi ve yağmur yağıyordu…
Ve nefes alıyordum…
O damlaların yüreğime her değdiğinde çıkardığı ses…
Ateşin suyla buluşması…
Serinlik…
Ve nefes alıyordum…


Geceydi ve yağmur yağıyordu…
Ben böylesini seviyorum aşkın…
Evler geçiyorum… Hatta sokaklar…
Herkes bir şeyleri yaşarken ve bir şeylere aitken…
Aşkı yaşıyorum…
İhtimal midir kavuşmak?


Sen bilesin diye anlatıyorum; ama benden habersizsin…
Kendinden bile…


Kaldırımlar…
Sokak lambaları…
Günü gelip konuştuklarında…
Şahit olacaklar…
“Bu adam, aşka aitti” diyecekler…
“Bıkıp usanmadan aradı” diyecekler…
“Yandı” diyecekler…


Sen ve herkes uyurken...
Ben gece ve yağmurla; sokaklarda…


Kaldırımlar bilir beni…
Sokak lambaları bilir…
Ve sabah ezanları…


Gece gitmeye hazırlanırken…
Sessiz şadırvanlarda serçelerle buluşurum…
Yağmur diner… Yapraklar titreşir tatlı bir rüzgarla, koyu yeşil…
Çeşmelerden akan suda yıldızlar parıldar; kurşuni…
Aşk bulur beni…


Ben böylesini seviyorum aşkın…
Senden habersiz…

                                                       MuRaT BaŞaRaN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

20/7/2008 · Kategori: ask-i mecazi

SaHi ,aŞK NeYDi?




SaHi ,aŞK NeYDi?



Denizin içine doğru süzülen yeşil bir ışık huzmesi görüyorum ve içinden geçmeye çalışan balıkları… Yeni bir başlangıcın işareti olduğunu düşünüyorum o an bütün bunların… Sonun başlangıcı…
….
Bana gittikçe uzaklaşan bir geminin sol yanıydım. Gemi bensiz yol olabildi ama ben düşmek zorundaydım. Martılar eşlik etmedi yalnızlığıma belki, ama, bir veda türküsü çağırdılar… Öylesine… Uzaklardan… Bütün evren kulak kesildi bu melodiye… Kuşlar kanat çırptı semada, bu kez bana veda ederken ve denizin derinliğine doğru usul usul süzülen aciz varlığıma bakarken… Ne çok canım yandı kim bilir suyun dibine çöküşümde… Dibe… En dibe vuruşumda ne çok canım yandı… Yaralarımı sarmaya çalıştım… Sanıyorum ki sardım da… Yaralar; ince ince, sızı sızı… Sarıldılar… Zamana bırakılan ah bu gizli yaralar… Kendim için seçip, süslediğim bu gizli yara…
Sonra su yüzüne çıkmak için bedenimde ki tüm demir yığınlarını kaldırdım. Hafifledim… Nihayet suyun yüzündeydim ve artık nefes alabiliyordum… Şükrettim… Hamdettim… Acemi, yalnız ve öksüz bir balık misali korkak bakışlarla, o yeşil ışık huzmesine pervane oldum. Sürüklenebilirdim oysa, o ışığı bulmasaydım, girdaplara doğru yol alabilirdim….
Bir gemi gördüm o vakit, çaresizlikten bu kadar yorgun düşmüşken hem de… Sol yanı kırık bir gemiydi o ve benim ellerimden tuttu. O geminin sol yanı oldum… Kendi yarama merhem olsun diye, büyük bir yarayı teknik bir hadiseyle kapadım.
O an anlamıştım ki; çizecek çok sayfalarım, yazacak çok satırlarım vardı… Bir sonun başlangıcına, derin bir mutluluğa doğru yol almıştım…
Ve o an içimde ki, gözlerinden umut taşan çocuğun hala hayatta olduğunu fark ettim… Onu dinledim… Artık biliyordum ki;

Aşk güçlüydü…
Aşk cesurdu…
Aşk nefesti…
Aşk büyüktü…
Aşk erişilmezdi…
Aşk eşsizdi…
Aşk pervasızdı…
Aşk sessizdi…
Aşk söylenmeyen son sözdü…
Aşk zamansızdı…
Aşk beyaz bir sayfaydı…
Aşk amansızdı…
Aşk özlemdi…
Aşk beklemekti…
Aşk kalbinin emin ellerde olduğunu bilmekti…
Aşk acıydı…
Aşk savaştı…
Aşk barıştı…
Aşk mutluluktu…
Aşk yaşamaktı…
Aşk ölmekti…
Aşk tezattı…
Aşk güncel bir boşluktu…
Aşk ASLI olmaktı…
Aşk KEREM’ ini bulmaktı.
Aşk kanatlarımın olduğunu hissettirendi…
Aşk asi başımı dize getirendi …

Sahi, AŞK neydi?

GüLaY SaĞLıCaK

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

7/7/2008 · Kategori: ask-i mecazi

BiR KeDiNiN KuYRuĞuNu YaKaLaMa ÇaBaSıYDı aŞK

 

BiR KeDiNiN KuYRuĞuNu YaKaLaMa ÇaBaSıYDı aŞK

Bir kedinin, kuyruğunu yakalama çabasıydı aşk dediğimiz..

Aslında bizim bir parçamız, her an bedenimizde taşıdığımızdı ama nedense oyun oynamak istediğimizde hep kovalayıp yakalayamadığımızdı aşk..

Bir kedinin kuyruğunun peşinden koştuğu gibi kovaladığımızda bizden hep kaçıyor, ne zaman yorulup ardını bıraksak bu kez o hep peşimizden geliyordu..

Gençliği kalabalıklar içinde geçmiş birinin koyu gri perdeler ve tozlu camlar ardındaki tek kişilik ihtiyar yalnızlığıydı aşk..

Bir zamanlar içinde en şehvetli anların yaşandığı pembe boyalı bir odayken, günün birinde gözden çıkartılmış eski eşyaların tozlanmaya terk edildiği bir arka odaydı aşk..

Gençliğinde ayak basmadık yer bırakmayan, ihtiyarlığında ise kimsesizlik koltuğuna gömülüp ayakları üstüne basamayan bir felçli misali yarı ölü insan bedeniydi aşk..

Aşk vardı ve biz varlığını görmediğimiz her şeyi kolayca reddediyor ama hayatın her yerinde sürekli onu aramaya devam ediyorduk..
Hayat olmayanı aramaktı biraz da..
Sırf bu yüzden hep aşkı ve Allah'ı arıyor ve bulamadığımız da uçurumlara düşüyorduk..

Bir kedinin kuyruğunu yakalayamayacağı gibi yakalayamayacağımızın ardında ömrümüzün sonuna kadar koşturmamızın adıydı aşk..

aHMeT SaVaŞ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

25/5/2008 · Kategori: ask-i mecazi

eY aŞK!!

 
eY aŞK..

Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...

Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı.

Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yûsuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.

Zavallı Züleyhâ...Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyhâ varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yûsuf. Onun sevdası mahşere kaldı.

Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu ayaklarımız senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.

Sen aşksın...Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin...Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.

Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Tanrı misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller paslı, seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.

En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk...Senin için geldi bahar.. Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye...Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor ...

Sen aşksın...

Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız... Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn’u kaldı dünyanın ne de Leylâ’sı. Öksüz kaldın... Yetim kaldın... Saltanatın bitti.

Sen aşksın ya; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.

Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak!

Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce... Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lâl olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf’u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat’ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Mecnûn ile Leylâ arasında çöller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem’i Aslı’ndan koparır gibi.

Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk... Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.

Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları aşıran yine sen. Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk... Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik. Affet bizi ey aşk...

SeNai DeMiRCi

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

6/11/2007 · Kategori: ask-i mecazi

aŞK DeDiĞiN BeKLeMeKTiR....

    Aşk dediğin beklemektir....

Ey Sevgili!Kays gibi mecnun olana kadar, Hz Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadara beklemek , bekleye bekleye gözden olmak sözden olmaktır. Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir,
Eğer beklenene değecekse.Bilesin!
Aşk yanmaktır..Ey Sevgili!
Yanıp kül olmaktır ,
Kerem gibi Aslına ermektir
Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali
Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren ...
Ki yanmaka insanı kurtarırı hamlıktan ,çiğlikten
Hem ne diyordu şair;"Yanmışın halinden ne
bilsin ham!Suküt gerektir bize gayri
vesselam"
Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım .
Bilesin!...
Aşk; Bedel ödemektir Ey Sevgili!
Bülbül gonca gülü görebilmek için her seher
uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak , kanını akıtmak zorundadır.Ya ben yüreğimi nereye asıyım Ey Sevgili!...
Çünkü Aşk bedel ister,külfetsiz nimet olmaz Beklemek bedel ödemekse eğer,ben hala ödüyorum o bedeli .Bilesin!
Aşk;Vazgeçmektir.Ey Sevgili!
Mecnun gibi aklından ,Kerem gibi bedeninden vazgeçmek.Yardan gayrısından cümlesi cihandan vazgeçmek.Yemeden ,içmeden,uykudan uyanıklıkdan,ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince .Senin için senden vazgeçmişim .Bilesin!...
Aşk; Bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yarı bilmek onu candan daha aziz bilmektir.Ondan gayrı bildiklerinin hiç bir şey olduğunu ,dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.Onun selamı ile gelen belaya Eyvallah diyebilmektir.Kızmana,gülmene, gelmene,gitmene.Hepsine Eyvallah bilesin!..
Aşk; Susmaktır.Ey Sevgili!
Onun güzellliğini,iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır.Kelamın,kalemin,sözün tükendiği yerde manayı sesizliğe yükleyip susmaktır.Artık sustum
Ey Sevgili!..Bilesin
Aşk dediğin susup beklemektir..
Aşk dediğin...

 

aLıNTı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

6/11/2007 · Kategori: ask-i mecazi

Bu SeVDaYa KıŞ DüŞTü




Bu sevdaya kış düş ! tü…

Bu sevda kış(a) düş! tü....


Yüreğimin en sessiz haliyle sana sesleniyorum… Sen yine sağır ve dilsiz’i oynuyorsun… Bense suskunluğuma sığınıyorum… Oysa gözlerimde seni taşıyorum. Kimseler bilmiyor. Bazen bir ilkbahar oluyorsun bazen eylül… Ama en çok eylül de kalıyorsun… Ve ben en çok eylülü seviyorum…

Yalnızlığımda, düşlerimde, gecemde, gündüzüm de hep sen varsın… Tutsak mı ettim sana kendimi. Oysa ben bıraktım. Evet, ben bıraktım her şeyi… Sen benden elini çektiğin an…

Ayrılık rüzgârları esiyor… Bak eylül de geçti ekim deyiz… Ekim de geçecek kasım a döneceğiz. Mevsimleri takip ediyor sevdamız… Eylülde yapraklarımız döküldü… Ekim de kuruyor artık… Kasım da hiçbir şey kalmayacak demek ki… Sonra kar gelecek. Ayaz gelecek ve sen bunlardan sığınmak için yüreğime geleceksin… Ama yüreğim eylül de kalacak hep baharını bekleyecek… Bak yağmur yağıyor sevdamızın üstüne. Kapa şemsiyeyi… Rahmete kavuşsun bu sevda…

Ayaklarıma takılıyor sağır ve dilsiz oluşun… Çığlık çığlığa susuşumla bir değil binlerce kez öldüm… Damarlarımdan çekiliyorsun… Kış geliyor… Ayrılık rüzgârı esiyor… Ve yağmurla raks ediyorlar…

Evet…

Bu sevdaya kış düş ! tü…

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::